InCity Ekim sayı 105-47

Dijital Cesaret

Dijital Cesaret

“selfie” ile burnumuzun ucuna telefonu sokup kendi fotoğraflarımızı kendimiz çekmeye başlamamız ile bir dönemin tamamen sonuna geldiğimizi düşünüyorum.

Hangi dönemin mi?

Kendin hakkında iyi özelliklerini, güzelliğini,yeteneklerini sen konuşma, bırak insanlar görsün, kendileri söylesinler dönemi. Mütevazilik diye bir şey vardı, sanırım annemin bana en son verdiği öğütlerde kaldı. Uzun süredir “mütevazilikle” nadiren karşılaşır oldum.

Olur da karşılaşırsam Maazallah, hemen uyarır oldum, aman öyle kendini önemsizleştirme, bir şey sende varsa söylemeden geçme, yoksa arada kaynar gidersin, buraların kuralı değişti diyorum hemen.

İnsanlık öldü mü canım, söylemeyeyim de bilmesin, herhangi biri sanılıp, yuvarlanıp gitsin mi:))

şaka bir yana, sosyal medyanın hayatımızı “istilasından” sonra, gerek fotoğraflarımızla, gerek yazılarımız ve yorumlarımızla biz çok değiştik.

Her gördüğümüzün altına en iddalısından yorumumuzu yazar olduk. 

Biz “normalde” hayır demeye bile çekenirken, sosyal dünyada hiç beğenmedim, çok çirkin olmuş’u yapıştırır olduk. Beğendiğimizde de geri kalmadık, neyi beğendiğimizi, ne ince zevkimiz olduğunu da güzelce yazmayı bildik.

Kendi güzel yüzlerimizi, harika evlerimizi, yediğimiz, içtiğimiz, gezdiğimiz, gördüğümüzü, yani çoluk çocuk her halimizi kamuoyunun onayına bir güzel sunduk, sunuyoruz, bizzat sunuyorum.

Düşünüyorum da bu dijital dünya bizi cesur yaptı.

Biz artık neysek oyuz, hodri meydan, bize herkes baksın, yorumunu yapsın, bizi istediği gibi görsün bilsin.

Biz aslında sonunda kendi reklamımızı yapar olduk. Ben işte bu fotoğraflarda gördüğünüz gibi biriyim, ne eksiği ne fazlasıyım, bunlarda iyiyim, şunlarla pek aram yok, farklıyım ben, özelim, beni takip edin buna değerim diye anlatmaya başladık.

Bir de insanları, yorumlarından okumayı öğrendik yeni dünyada, lakin her insan dünyayı kendi aynası olarak görür, yani sürekli güzel yorumlar yapanın kendini tanımayla, kendi hayatıyla uğraştığını,

huysuz ve sivri yorumlarıyla seni,beni dövenin, içinde sıkıntılı, mutsuz olduğunu görmeyi,onun için  biraz üzülüp endişenmeyi de öğrendik.

Mütevaziliğini sonlandırmak da içimize sinmiyor aslında, hamurumuzda var bazı şeyler, dna’mızla nesillerdir mirasımız.

Hem ne güzel şey aslında sen söylemeden, birinin sendeki iyiyi güzeli görmeye gönüllü olması.

Biz mütevaziliği biraz değiştirdik sadece, artık neysek oyuz, bunu da söylemeye gönüllüyüz.

Kendimizi abartmadan, ama değer de düşürmeden, o görünmez sınırlar içerisinde, kendimizi olduğumuz gibi, doğru anlatabilme sanatı, yeni mütevazilik oldu artık.

Ben bu “dijital cesaret”ten memnunum, insanın kendine bakması için bir pencere açtı sanki, zaten cesaretin kötüsü olur mu ki, korku değil mi bizi her şeyden alıkoyan.

Kendini ne kadar bilirsen o kadar cesur olursun hem gerçekte, hem sanalda.

Çok çok like’lı, gülmeli, eğlenmeli paylaşımlı, bol emojili Ekim aylarımız olsun efendim:)

Write a comment